İçeriğe geç

Fanatizm ve Bilim

Tüm takımların taraftarları en çok haksızlığa uğrayan camianın kendileri olduğuna inanıyor. Bu görüşe göre hakem hataları toplamda benim takımımın aleyhine, rakibimin lehine daha fazla oluyor. Şampiyonluk yarışında mıyım? Hakemler benim aleyhime, yarıştaki rakibimin lehine daha fazla hata yapıyor. Küme düşme mücadelesinde miyim? Aynı şey. En iyi camia benim camiam. En iyi kulüp benim kulübüm. Biz haklıyız, rakibimiz haksız. Tüm takımların taraftarlarının haklı olması mantıken mümkün değil. Ben de kendim bu dertten muzdaripdim. Bana göre hakemler şampiyonluk yarışında benim takımımın aleyhine rakibim kimse onun lehine idi. Hakemleri de yenmek zorundaydık. Hatta medya en büyük rakibimin elindeydi, dahası kamuoyu algısını ve hakemleri manipüle ediyordu. 2004 yılında ben hakemlerin tuttuğum takım aleyhine çalıştığına yürekten inanıyordum. Halbuki, rakip takım taraftarları tam tersine inanıyorlar ve cansiparane haykırıyorlardı. Dahası, futbol medyasındaki genel kanı da benim aleyhimeydi. Bu inancın bende oluşturduğu nefret bana ve çevreme büyük zarar veriyordu. Fanatikçe bir yalana inanıyor ve gereksiz bir mutsuzluk girdabında dirilip dirilip boğuluyor olabilir miydim? Bu doğruysa, buna bir son vermeliydim. Peki ama nasıl?

İnsanlık tarihinde bu durum için geliştirilmiş en iyi yol bilimdir. Bu durumda, bilimin gerektirdiği şüpheciliği ve önerdiği yöntemi kullanmanın tam zamanıydı. Şanslıydım çünkü bilimi biliyordum. Ona kendimden fazla inanıyor ve bilimle fiilen uğraşıyordum. 2004 yılında düşünmeye başladım. Hakemlerin tuttuğum takımın lehine mi aleyhine mi olduğunu bilimsel ve dolayısıyla sayısal bir şekilde nasıl kanıtlayabilirim? Hem de kısıtlı imkanlarımla! Elinizde çekiç olunca çivileri arıyorsunuz. Benim elimde üst düzey matematik, yazılım ve veri analizi yetenekleri vardı. Hemen hangi sayısal verileri alabileceğimi araştırdım. 2004 yılında bilimsel yöntemin şart koştuğu sağlamlıkta ve ayrıntıda veri tedariki ve analiziyle ilgili işin zorluğuyla karşılaşınca veri uzayı hedefini küçülttüm. Ancak az veriyle çok bilgi/bulgu çıkarabilmeliydim. Sonunda penaltı ve gol adetleri arasında iyi bir korelasyon yakalayabileceğimi sezdim. Penaltı maçın sonucuna büyük etki eden bir hakem kararıydı/takdiriydi. Penaltı ve gol adetleri tartışmasız sayısal verilerdi. Dahası benim asıl araştırma kapsamım sadece o sezon, değil tüm sezonlardı. Kamuoyundaki iddia sadece o sezon değil her sezon takımımım kaydırıldığı şeklindeydi ve ben bunun tam tersine inanıyordum. Eğer yeterince çok sezondan takımların attığı gol adetleri ile kazandıkları penaltı adetleri bilgisini elde edersem belki matematiksel açıdan anlamlı bir sonuç çıkarabilirdim.

Heyecanla veri arayışına giriştim ve sonunda iki bağımsız kaynaktan yaklaşık 10 sezona dair verileri elde ettim. Kalbim küt küt atıyordu. İlk iş penaltı adetleri ile gol adetleri arasında bir korelasyon olup olmadığına bakmaktı. Veileri Excele aktardığımda bir uzman olarak ilk bakışta korelasyonu görünce nasıl heyecanlandığımı anlatamam. Ancak bilimsel yöntemleri kullanmalıydım. Hemen Excel ile entegre istatistiki gereçleri kullanarak ilk hesaplarımı yaptım. Sonuç beklediğimden iyiydi. Yeterince uzun vadede daha çok gol atan takım daha çok penaltı kazanıyordu. Çıkan grafik; “yeterince yüksek denemede daha fazla zar atan daha fazla şeş atar” olgusununkiyle aynıydı. Aslında çok mantıklı: yeterince uzun vadede rakip ceza sahasında çok etkinseniz hem daha çok gol atarsınız hem de daha çok penaltı kazanırsınız. Zaten daha sonra Yılmaz Vural’ın da bana çok iyi açıkladığı gibi: Penaltı gole engel çabasıdır. Daha çok gol atma durumuna gelirseniz daha çok engellenirsiniz. Daha çok gol => daha çok penaltı. Hemen aklıma Fizikteki “İş” konusu geldi. Bir yüzeydeki bir kütleyi hareket ettirmeye çalıştığınızı düşünün. Daha uzun mesafeye iterseniz daha çok iş yaparsınız ve daha çok sürtünmeye engeline maruz kalırsınız. Yani siz daha fazla iş yaparsanız sürtünme kuvveti de size daha fazla engel olur (size karşı daha fazla iş yapar). Bu bir doğa kanunudur. Bizim araştırmamızda daha fazla iş daha fazla gol atmak, daha fazla sürtünme işi de daha fazla penaltı yapmaktır.

Bizim ligimizde yaklaşık 10 sezonda böyle bir grafiğin çıkması hakemlerin uzun vadede tek bir takıma yönelmediğini gösteriyordu. Sıra tuttuğum takıma bakmaya gelmişti. Eğer takımım standart sapma içinde bir penaltı/gol oranına sahip olsaydı hem ben hem de rakip takım taraftarları ve kamuoyu haksız olacaktı. Ancak, tuttuğum takım tüm takımlar arasında standart sapmanın dışında kalan tek takımdı. Tek istisna. Dahası takımımın ortalamaya uzaklığı istatistiki açıdan yadsınamayacak bir anomaliteyi gösteriyordu. Şöyle düşünün; uzman bir radyolog olarak ultrason grafiğinde orada olmaması gereken büyük bir kütleyi tespit ediyorsunuz. Bilim insanıysanız bu bulguyu yok sayamazsınız. Bu durum tuttuğum takım ile ilgili anormal bir şey olduğunu gösteriyordu. Yani ya ben haklıydım, ya da futbol kamuoyu ve rakip takım taraftarları. Yani ya dibine kadar haklıydım ya da dibine kadar haksız. Ortası yoktu. Her ikimizin de yanıldığı senaryo elenmişti.

Sonuçlar tartışmasız şekilde bu anormal durumun tuttuğum takımının aleyhine olduğunu gösteriyordu. Yani hakemler gerçekten de takımımın aleyhine bir tavır sergiliyorlardı. Hem de tam inandığım gibi 10 yıldır. Fanatiklikten muhakeme yeteneğimi yitirmemiştim. Ancak burada önemli olan husus şudur: Eğer deliller tam tersine çıksaydı, daha da mutlu olacaktım. Gerçek bir bilim insanı bir bilimsel deney/araştırma inandığı tezi çürüttüğünde daha fazla mutlu olur çünkü o zaman daha fazla şey öğrenmiş olur. Bildiğimiz şeylerin teyidindense, geliştirilmesi gerçek bilim insanlarının tercihidir.

Bu çalışmamı 2012 yılında daha fazla veri ile tekrarladım. İngiltere Premierre Lig’den 10 yıllık veri setini kontrol kümesi olarak ekledim. Veri setinin sağlamlığı için farklı kaynaklardan aynı seti aldım (TFF, Fanatik Gazetesi, vb.). Çalışmalarımın tekrarı arttıkça bulguların kesinliği de arttı. Liglerin sağlığına dair tamamıyla sayısal analize dayalı bir teşhis sistemi üzerine çalışmalar yaptım. Bu çalışmalarım bağımsız bilimsel çalışmalara ışık tuttu ve atıflar aldı.  Biri İTÜ’den, diğeri Marmara Üniverstiesi’nden iki çalışmayı bu sitede yayınlıyorum.

  1. İTÜ’den Şike Davası Dosyasına Önemli Rapor
  2. Spor kulüplerinde kamuoyu algısının önemi

Çalışmalardan birincisi İTÜ’nün kurumsal imzasını taşımakta olup, olasılık ve istatistik konularında önemli ders kitaplarının yazarı Doç.Dr. Cevdet Cerit’e aittir. Cevdet Hocamızın farklı yıllar ve veri setiyle aynı sonuca ulaşması önemlidir. Daha da önemlisi veri incelemesinde vardığı sonucun tuttuğu takımın en büyük rakibinin lehine çıkmasıdır. Elbette bilimsel yöntemi uygularken tuttuğunuz takımın önemi yoktur ve Cevdet Hocamız analizine tuttuğu takım açısından bakmayı aklına dahi getirmemiştir. Bilimde son derece normal olan bu tavrın futbol kamuoyuna egemen olması en büyük hayalimdir.

Spor kulüplerinde kamuoyu algısının önemi

Spor Kuluplerinde Kamuoyu Algisinin Onemi

Marmara Üniversitesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu, Spor Yöneticiliği Bölümü Lisans Tezi

Binnur Özden

2012, İstanbul

 

İTÜ’den Şike Davası Dosyasına Önemli Rapor

Aziz Yıldırım’ın avukatları şike davası dosyasına son anda İTÜ’den önemli bir delil sundu.

Aziz Yıldırım’ın avukatlarının şike davasının dosyasına İTÜ’den önemli bir tetkik raporu sunduğu öğrenildi. Avukat Turan Öner İTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi’ne ve İTÜ Beden Eğitimi Bölümü’ne 29.05.2012 tarihli dilekçesiyle başvurarak Aziz Yıldırım’ın başkanlık yaptığı 15 sezon ile Mahmut Özgener’in federasyon başkalığı yaptığı üç sezona ait dönemde hakemlerin kararlarının Fenerbahçe Spor kulübü bakımından değerlendirilmesi talebinde bulundu. Av. Turan dilekçe ekinde Türkiye Futbol Süper Ligi’nin son 17 sezonuna ait tüm takımların puan cetveli ve penaltı verilerini sundu. İTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Matematik Mühendisliği Bölümünü görevlendirdi. Matematik Mühendisliği Bölümü Başkanlığı da 30.05.2012 tarihli talimatıyla öğretim üyesi Doç.Dr. Cevdet Cerit’i tayin etti.

Raporun Türk futbol kamuoyunu sarsacak sonuç bölümü şöyle.

1. Yeterince uzun vadede daha fazla gol atan takım daha fazla penaltı kazanır. Penaltıyla gol arasındaki bu sayısal ilişki güçlü bir pozitif lineer korelasyon ilişkisi olup ayrıntıları Madde 4.1 ve 4.2’de gösterilmiştir.

2. Son on yılda en çok gol atan takım açık arayla Fenerbahçe’dir. Fenerbahçe’yi sırasıyla Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor izlemektedir. Matematiksel hesaplanan PPİ değerlerine göre Fenerbahçe’nin son on yılda en fazla penaltı kazanan takım olması gerekir. Özden’in (2012) gösterdiğine göre kamuoyunda son on yılda dört büyüklerden en çok Fenerbahçe lehine penaltı verildiği algısı bulunmaktadır. Fenerbahçe’yi sırasıyla Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor izlemektedir. Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor için gerçek, kamuoyu algısıyla uyumludur.  Ancak Fenerbahçe için gerçek ile kamuoyu algısı birbirine zıttır. Fenerbahçe son on yılda en çok değil, en az penaltı kazanmış büyük kulüptür. Esasen Fenerbahçe lehte penaltı adedinde ilk dörde dahi girememiştir (Gaziantepspor’dan daha az penaltı kazanmıştır).

3. 1997-98 sezonundan günümüze kadar olan 15 sezona ait veriler Madde 4.5’te gösterilen matematiksel hesaplamalara tabi tutulduğunda hakemlerin bu dönemde penaltı kararlarında Fenerbahçe aleyhine bir tutumu olduğu tespit edilmiştir. Hesaplamalara göre bu durum %97 kesinlikle tesadüfi değildir. Penaltı hakemlerin takdir haklarının kullanıldığı en önemli kararların başında gelmektedir. Hakemler her kararda olduğu gibi penaltı kararlarında da zaman zaman hata yapabilirler. Hakemler takımlara karşı tarafsız ise yeterince uzun vadede takımların lehine ve aleyhine yapılan hataların birbirini telafi etmesi gerekir. Bu durum iş bu raporda gösterilen PPİ analizlerinde tespit edilmektedir. Esasen Fenerbahçe’nin rakipleri için bu durumun geçerli olduğu yukarıda gösterilmiştir. Ancak, bu 15 sezonun toplamında hakemlerin Fenerbahçe ile ilgili penaltı kararlarındaki hatalarının net toplamda ciddi bir farkla aleyhte olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu 15 sezona ait verilere göre bu durumun %97 olasılıkla tesadüfi olmadığı hesaplanmıştır.

4. 2008-09, 2009-10, 2010-11 sezonlarına ait veriler Madde 4.5’te gösterilen matematiksel hesaplamalara tabi tutulduğunda, hakemlerin bu dönem toplamında penaltı kararlarında Fenerbahçe’ye karşı nötr (tarafsız) bir tavır sergilediği tespit edilmiştir.

Bu rapor iddianamenin Aziz Yıldırım hakkındaki kök iddiasını çürütüyor. İddianame Aziz Yıldırım ve ekibinin teknik takibe alınması gerekçesi olarak aşağıdaki iddiayı öne sürüyor.

“Giresunspor yönetimini, adamı Ömer Ülkü vasıtası ile elinde bulunduran Olgun Peker’in, Giresunspor’un Türkiye Futbol Federasyonu nezdinde yaşadığı sorunları da çözmeye çalıştığı, Giresunspor’a yönelik transfer yasağının kaldırılması amacıyla TFF Başkanı Mahmut Özgener nezdinde girişimlerde bulunduğu görülmüş, bu durum üzerine 04.02.2011 günü Mahmut Özgener hakkında iletişim tespiti çalışmalarına başlanmıştır.

Mahmut Özgener’e yönelik iletişim tespitlerinde, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın; şüphe çeken bazı görüşmelerinin  olduğu, aracılar üzerinden görüşüp buluştukları, Aziz Yıldırım’ın; Fenerbahçe futbol takımının oynayacağı müsabakalarda görev alacak hakemlerin Fenerbahçe aleyhine karar vermemesi için girişimlerde bulunduğu, bazı müsabakalar için hakem ayarlaması yapmaya çalıştığı, Mahmut Özgener’in; karşılığında futbol camiası içerisinde etkin konumda bulunan Aziz Yıldırım’ın desteğini almayı hedeflediği ve bu maksatla Aziz Yıldırım’dan gelen her türlü talebe olumlu cevap vermeye çalıştığı görülmüş, ardından Aziz Yıldırım hakkında da örgütsel ilişkilerinin tespiti ve ortaya çıkarılması için 17.02.2011 günü adli çalışmalara başlanmıştır.”

Yukarıdaki iddia kamuoyunun önemli bir kısmında Fenerasyon olarak nitelendirilen algıya işaret ederken, İTÜ’nün raporu bu algının yanlışlığını kanıtlıyor. Aziz Yıldırım ve ekibi Federasyon Başkanı üzerinden hakem ayarlamaları yapmış ve hakem kararlarına müdahalede bulunmuş olsa ve Federasyon Başkanı bu müdahalelere olumlu yanıt vermeye çalışsa, hakemlerin penaltı gibi önemli bir konudaki takdir haklarını Fenerbahçe lehine kullanmaları gerekirdi. Halbuki, İTÜ bunun tam tersinin söz konusu olduğunu kanıtlıyor. Uzmanlar Ahmet Çakar’ın 2007 yılında bir televizyon programında aynı konuya işaret ederek hakemlerin Fenerbahçe’ye penaltı vermekten kaçınmasının tesadüf olma ihtimalini o yıl için 65.536’da bir olarak hesapladığını hatırlatıyorlar. Nitekim her ne kadar iddianamenin kök iddiası Aziz Yıldırım ve “suç örgütünün” Federasyon Başkanı üzerinden hakem ayarlamaları yapması ve hakem kararlarına müdahalede bulunması ise de hiçbir hakem veya federasyon yetkilisi Fenerbahçe lehine işlenen bir suçtan dolayı hüküm giymedi.

İTÜ’nün raporundan hakemlerin takdir haklarıyla ilgili futbol kamuoyunda var olan FENERASYON algısının yanlış olduğu anlaşılıyor. Bu yanlış algının neden olduğu yanlış yargılama rapordaki kamuoyu ölçümlerinde görülüyor. Kamuoyu bu yanlış algının kaynağı olan bir iletişime uzun süre maruz kalmış olmalı. Emniyet mensupları, savcı ve hakimler toplumun bireyleridir. Onların da aynı kamuoyu iletişimine maruz kalmamış olmaları düşünülemez. Onlarda da aynı yanlış algı var ise bu yanlış algı hatalı yargılamaya neden olmuş olabilir mi? Bu yanlış algı ceza hukukunun şikeyle ilgili bir davada spor hukukuyla bu kadar çelişen bir karar almasında ne kadar etkili olmuştur?

Herşeye rağmen, devletimizin polisine, savcılarına ve hakimlerine saygımızı korumalıyız. Eğer savcıların ve hakimlerin yanlış algılarına dayalı hatalı işlemleri var ise bu işlemlerin düzeleceği yasal mercilerin yine devlet organları olacağını unutmamalıyız.

https://turktaraftarlarbirligi.files.wordpress.com/2012/07/itu-cevdet-cerit-rapor.pdf (Linkin üzerine sağ tıklamayla “Save target as” diyerek PDF formatındaki raporu indirebilirsiniz.)

Penaltı-Gol İlişkisi Üzerine Bir Örnek Çalışma

Yayın için lütfen üye olunuz.

Futbol Liglerinin Sağlık Durumunun Teşhisi İçin Bir Sistem

Yayın için lütfen üye olunuz.

Türk Taraftarlar Birliği

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri de Türk futbol taraftarları arasındaki nefret ve ayrışmadır. Bu sorunun büyüme hızına bakıldığında yakın bir gelecekte Kürt sorunu, ekonomik ve siyasi sorunlar gibi diğer büyük ölçekli ülke sorunlarını geride bırakacağı ön görülmektedir.

6222 Sayılı Sporda Şiddeti ve Düzensizliği Önleme Kanunu ile polisiye, adli vb. önlemlerin bu sorunun çözümü bir yana yavaşlatılmasında dahi aciz kaldıkları bir gerçektir.

Türk Taraftarlar Birliği olarak çözümün sorunun kökenine inmekte olduğunu düşünüyoruz. Bizce sorunun kökeni taraftarların gönülden bağlı oldukları takımlarının haksızlıklara uğradığına olan inançlarıdır. Bu hususa kökten, kalıcı ve tatmin edici bir cevap ve çözüm bulunmazsa Türk taraftarları arasındaki kin, nefret ve ayrışma maalesef giderek büyüyecek ve halkımızın birliği ile ülkemizin bütünlüğüne geri dönülmez bir zarar verecektir.

Biz bu sorunun çözülebileceğine inanıyoruz. Zira yapmış olduğumuz bilimsel araştırma ve incelemeler Türk taraftarlarının inançlarının büyük ölçüde yanlış yönlendirmelerden kaynaklandığını tespit etmiştir. Türk futbol taraftarlarının fanatiklik seviyesi maalesef bazı odaklar tarafından kullanılarak bir takım yanlış inançlar yayılmıştır. Eğer taraftarlarımız bu köklü inançlarının yanlışlığına ikna edilebilirse, adalet duyguları onları gerçekten ikna edecek şekilde tatmin edilirse, sorunun kökten çözümü yine taraftarlarımız tarafından gerçekleştirilecektir.

Çözümde baş aktörün devlet, kulüpler ve futbol yorumcuları olmayacağı artık anlaşılmıştır. Çözümün baş aktörü sorunu yaşayan baş aktör olmalıdır: Taraftarlar! Taraftarlar futbol kamuoyunun en kalabalık, en önemli ve en çıkarsız bileşenidir. Artık taraftarlar Türk futbol kamuoyunun en güçlü ve etkin bileşeni olmalıdır. Taraftarlarımız kardeş olduğumuzu hatırlamalıdır. “Birlikten kuvvet doğar” atasözümüzün anlamını idrak etmeli, hissetmeli ve hayata geçirmelidir. Türk taraftarları birlik olmalıdır, birlik oluşturmalıdır.

Memeleket meselelerinin çözümünde en önemli yasal gereç devlet, en önemli yasal aktör de hükümettir. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun Türk taraftarar Birliği olarak bu önemli sorunun çözümünde devletimizin ilgili organlarına ve hükümetimize destek olmalı, onlarla yasal yollarla iş birliği yapmalıyız.

Eskiden vatan sevgisi, millet sevgisi Türk futbol taraftarlarını birleştiren bir unsurdu. Bir takımımız Avrupa’da maç yaptığında tüm Türk taraftarlar yürekten takımımızı desteklerdi. Tribünlerde karışık oturulurdu. Halkımızın bugünlere geri dönmesi hedefimizdir. Türk Taraftarlar Birliği tüm taraftarlarımızı kapsadığı gün bu hedefe ulaşmış olacağız.